Klistra için sıklıkla Konya’nın Kapadokyası benzetmesi yapılır. Oysa mahalli söyleyişle Glistra özgün peri bacaları olan, yer altı şehirleri olan tarihi bir yerdir. Konya'da Klistra bölgesi keşfedilmemiş ve gerçek değerini bulamamış bir bölge olarak varlığını sürdürüyor. Gökyurt mahallesi olarak ismi değiştirilse de yörede ve Konya halkı arasında Klistra köyü olarak bilinir. Klistrayı ilk defa 2003 yılında ziyaret etmiştim. Seydişehir yolu üzerinden geçip Kumralı ve Kayalı üzerinden Klistra’ya ulaşmıştık. Klistra ilkokulunu ziyaret edip İŞKUR mesleki rehberlik ve tanıtım çalışmaları yapmıştım. Sonra Sandık kaya kilisesini ve Pavlos meydanını ilk defa görünce niye ilkokulda, ortaokulda ve lisede buradan haberimiz olmadı diye o zamanlar hayıflanmıştım. Güzergâh olarak Hatunsaray Akören yoluna çıkıp Konya’ya dönüş yapmıştık.
Konya'nın peri bacaları diyarı Klistra
Konya Hatunsaray yolunun 34. km.’sindeki Gökyurt (Kilistra), Güneydere (Botsa), Yeşildere (Detse), Evliyatekke, Kayalı (Tolasa) yol ayrımından sağa dönerek 15 km.’lik yol ile de Kilistra’ya gidilebilir. 2006 yılından itibaren kendi aracımla Klistra’ya birçok defa bireysel olarak gittim. Maile olarak Gödene mahallesi üzerinden ve seyir keyfi olan Seydişehir yolu üzerinden de birkaç defa gittim. Yakın zamanlarda ise antik yerleşim yerlerini ve köyün içindeki eski taş binaları ve çeşmeleri inceledim. Köy merkezinde bulduğum birkaç tane arkeolojik kalıntıyı ise arkeologlara ilettim. Klistra köy merkezinde yakın tarih açısından bir önemli anıt olarak Cumhuriyetin 10.yıl anıtı bulunmaktadır. Onu da sosyal medyada ilk dile getiren acizane bendeniz oldum. Halen bir istinat duvarında duran belgizar taşının yanında çöp konteyneri ve WC olması da enteresandır. Yeni bir düzenleme ile anıtı bu görünümden kurtarmak lazımdır.
2016 yılında ise Klistra’yı uzman bir tarihçi ile gezdim. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi ve Tarih vakfı başkanı değerli hocam Prof. Dr. Mehmet Ö. Alkan’ı Siyasal Vakfı Konya Grubu başkanı olarak Konya’ya davet etmiştim. 22 Nisan 2016 günü akşamı bizlere “Osmanlıdan Cumhuriyete Sivil Bir Anayasanın Eşiğinde Osmanlıdan Günümüze Anayasal Gelenek, Tarih ve Fırsatlar” başlıklı konferansını verdiler. Ertesi gün hocam lütfettiler kendisine gezi boyunca mihmandarlık yaptım. Önce İlyas Baba köyü ile Glistrayı gezdik. Alkan hocam engin bilgisi ile Klistrayı ve köy evlerini ilk gördüğünde Klistra’nın mimari dokusunun İzmir’in Selçuk ilçesindeki Şirince köyü ile benzerlik gösterdiğini söylemişti.
Birlikte kilise, şapel ve mezarlık bölümündeki vaftiz havuzunu inceledik. Vaftiz havuzunun neresi olduğunu da hocam belirtti. Orada bir vaftiz havuzu olduğuna dair bir bilgi, plaket, barkot olmadığı gibi o güne kadar okuduğum bilgilerde de bu tür bir kayıt yoktu. Bu tarih yolculuğu rotasını Seydişehir yolundan Çiçekli köyü üzerinden Beyşehir ilçesine çevirdik. Yol boyu bahar mevsiminin getirdiği doğal güzellikleri temaşa eyledik. Yolculuk boyunca hocamla Konya’nın kadim tarihi, arkeolojik değerleri, Selçuklu ve Osmanlı dönemi, Siyaset bilimi ve yakın tarih üzerine adeta yolculuk semineri yaptık. Beyşehir Eşrefoğlu camisi gezisi ve yaka manastırla tamamladık. Güneşin batışını da izleyerek Konya’ya avdet eyledik.
Kilistra Konya’ya 45 kilometre uzaklıktadır. İlimizin güney batısında Meram ilçesi sınırları içinde yeni ismiyle Gökyurt mahallesi olarak bilinmektedir. Bu bölge lav yığılmaları ile meydana gelen volkanik bir arazidir. Yanardağların püskürtme külleri olan tüf taşı adı verilen tek parça kaya silsilelerinden oluşmaktadır. Arazideki kayalarda sarı ve kirli beyaz renkte ponza çakıllı tabakalar hâkimdir. Yerleşim yeri genel anlamda bakıldığı zaman Kapadokya’daki coğrafi yapıya benzemektedir. Bu antik şehir iki kilometrekarelik bir alan içinde gözükse de peribacaları ve diğer oluşumlar ile yaklaşık 30 kilometrekarelik bir alana yayılmaktadır. Kilistra antik kenti doğal oluşumlara paralel bir şekilde beş ayrı mevkide kurulmuştur. Kayaların oyumu neticesinde yapılan şehir o dönemde gizlilik esasına göre yapılmıştır. Geriden bakıldığında doğal bir kaya görüntüsü verilen alanların iç kısımları geniş bir mekân oluşturulacak şekilde inşa edilmiştir. Günümüze kadar gelen yerleşim bölgelerinin çoğu Bizans döneminden kalma eserlerdir.
1999 yılında yapılan çalışmalarla M.S. 2-8. yüzyıllarda kayalara oyulmuş kiliseler, şapeller, mezarlar, sığınaklar ortaya çıkarılmıştır. Şaraphanelerin kazısı esnasında ortaya çıkarılan doğu şaraphanede eşik taşı olarak kullanılan M.S. I. yy.’a ait bir anıt mezar yazıtında (tabula ansata) Kilistra adının geçmesi nedeniyle Kilistra kentinin tarihteki yerini ve haritadaki koordinatlarını kesinleştirmesi açısından tarihî bir önem arz etmektedir: “Gaius’un oğlu Gaius Petronius, Quirina aşiretinden, Kilistra şehri vatandaşı, 7. lejyon’un emekli askerlerinin şefi, iki kere nişan aldım: kolyeler ve bilezikler ve madalyalar. Oğlum Gaius Petronius ve yeğenim Lucius Petronius için bu mezar anıtının yapılmasını vasiyetnamemde emrettim.” Denilmektedir. M.S. 4. yüzyıla ait bir başka mezar yazıtında da Kilistra ismine rastlanılmıştır. (Klistra, T.C. Konya Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Yayın No: 267)
Bu bölgenin Hristiyan hac güzergâhında olması ve ayrıca İncil’de Aziz Paulus ve Barnabas’ın Hristiyanlığı tebliğ için MS I. yüzyılda bu bölgeye gelip yerleştiği belirtildiği için Hristiyan dünyası için önem arz etmektedir. İncil’de Klistra’ya yakın olan Lystra bölgesinin ismi geçmektedir. Aynı zamanda bu bölge ünlü Kral Yolu üzerinde İkonion (Konya) ve Pisidia Antiocheia (Yalvaç) arasındadır. Birinci derecede koruma altında olan bu yeraltı şehri üstünde geleneksel olarak devşirme taşlar ile inşa edilen yöresel taştan yapılma yamaç evlerin görüntüsü dikkat çekicidir.
Alanda yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda bölge Helenistik ve Roma Çağı’nda (MÖ II. yüzyıl-MS III. yüzyıl) yerleşimin başladığına dair bulgulara ulaşılmıştır. 2002 yılında yapılan kazılarda kırık parçalar halinde Geç Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerine ait seramikler ele geçirilmiştir. Günümüzde köy halkı tarafından Sandık Kaya olarak bilinen kaya kilisesi Şapel bu yapıtlardandır. Kilistra antik kentinde ayrıca Paul önü adı verilen mevkiinde Sümbülini Kilisesi, köy konağının 500 metre kuzey bölgesinde doğu-batı eksenli tüf kayalı Bayram hacı adı verilen mevkiinde Doğu ve Batı Şapeli ile mutfak, kiler vb. yapılar vardır. Ayrıca Bayram hacı mevkisinin batı kısmında irili ufaklı 10 adet mekân yer almaktadır.
Bölgede Kilistra’nın kuzeybatısında bulunan düz olmayan dikdörtgen planlı zemin seviyesi altında (1,9 metre ve beş basamak vardır) kayalar oyularak yapılan giriş ve ana bölümden oluşan bölgenin en büyük sarnıcı özelliğine sahip Başpınar Sarnıcı bulunmaktadır. Bölgede bulunan bir diğer yapı ise şehrin kuzey bölgesinde ortak bir fırın ve büyük havuza sahip olan günümüzde genel olarak toprak altında kalan Seramik atölyesi vardır. 2003 yılında gerçekleştirilen restorasyon çalışması ile giriş kısmının üst tarafı ahşap çatı ile kapatılmıştır. Bu alanların dışında bölgede Sögütlü derede bir şaraphane/şırahane, bir şapel ve su dağıtım ünitesi, Ciğer Yeri mevkiinde nekropol(mezarlık), iki tane şapel ve bir köprü bulunmaktadır. (https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/kilistra-antik-kenti)
Klistra denilince arkeoloji, Hristiyanlık tarihi, inanç turizmi adına birçok şey söylemek mümkün. Lakin Klistra yıllardır sihirli bir dokunuş bekliyor. Tam 10 yıl önce Klistra’nın görünümü üzerine yerel medyada çıkan tespitlerim ise şöyle: “Kilistra’da Hatunsaray istikametinden köye girişteki kilise ve peri bacalarına giden yola ancak traktör girebiliyor. Çünkü yola döşenen parke taşları aşağıda kalmış. Köy yolu zemini ise yukarda kalmış. Üstüne birde buradan su akıntısı geçiyor. Yolda zaten araç park yapacak yer yok. Aracı bırakıp peri bacalarına kadar yürümek uzun mesafe olduğu için yorucu oluyor. Dağ dere tepe gezince bir kat daha yoruluyorsunuz. Alanda ve girişte bir tane açıklayıcı levha yok, WC, lavabo ve çeşme yok. Köyün merkezine gidiyorsun çeşme başında eski püskü bir Türkçe İngilizce tanıtım levhası var.”
Sanki bırakınız öyle kalsın denilmiş gibi Klistra bölgesi yüzlerce yıldır kendi halinde duruyor. Bölgeyi bizden önce yabancı araştırmacılar keşfetmiş. Kapadokya ile aynı özellikleri taşıyan peri bacaları ve yer altı şehirleri temizlenip, aydınlatılıp turizme kazandırılmalıdır. Yeraltı şehri ve mağaralarda kaçak kazı yapan defineciler yıllardır kol geziyor. Yıllardır Konya’da duyulan klasik bir söylem vardır. Antalya'dan Kapadokya bölgesine giden turizm otobüsleri niye Konya'da bir iki gün konaklama yapmaz diye sorulur. Sadece Mevlâna ile inanç turizmi olmaz, ilave inanç turizmi için Klistra niye dünyaya takdim edilmez diye denilir durulur?
Maalesef bugünde görünüm değişmeden ayniyle vaki duruyor. Bölgede Kültür ve Turizm Bakanlığı, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Meram Belediyesi ve Konya Büyükşehir Belediyesi olarak herhangi bir kamu tesisi ve görevlisi bulunmamaktadır. Tarihi gezi yerlerinde yerli ve yabancı turistlerin oturup nefeslenebileceği bir bank ve oturma grubu bulunmuyor. En basitinden bir bardak su ve çay içebileceği, yiyecek alabileceği herhangi bir özel faaliyet de görülmüyor. Klistra için Konya Büyükşehir, İl Kültür Müdürlüğü iş birliği ile ivedilikle bir karşılama merkezi kurulmalıdır. Ürgüp peri bacaları konsepti modelinde bir açık hava müzesi kurulmalıdır. Nitelikli hizmet verilinceye kadar bölgede yeteri kadar temizlik personeli, güvenlik personeli ve rehber bulundurulmalıdır. İlgili kamu kurumları ile Konya İŞKUR İl Müdürlüğü arasında kısa dönemli çevre temizliği ve bakımını öngören bir İŞKUR TYP projesi yapılmalıdır.
Bölgede araç otopark alanı oluşturulmalı, gezi rotası tabelası ve dijital barkot konulmalıdır. Kim nereye yürüyerek nereye araçla intikal edeceğini görmelidir. Yeteri kadar konteynerler konularak insanların WC, Lavabo ve temiz su ihtiyacı karşılanmalıdır. Açık hava müzesi ile gece müzesi konsepti birleştirilerek nitelikli bir aydınlatma ve akşam gezilebilen müze sistemi oluşturulmalıdır. Klistra mahallesinde her yerde olduğu gibi sıkıntılara yol açan sit alanı uygulaması nedeniyle metruk ve yıkıntı halde kalan kerpiç evler ve taş konaklar restore edilmelidir. Köy içinde ve çevrede âtıl vaziyette duran arkeolojik kalıntılar toparlanmalıdır. 10.yıl Cumhuriyet anıtı da bu bağlamda koruma altına alınmalıdır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ömer Tokgöz
Konya'nın peri bacaları diyarı Klistra
Klistra için sıklıkla Konya’nın Kapadokyası benzetmesi yapılır. Oysa mahalli söyleyişle Glistra özgün peri bacaları olan, yer altı şehirleri olan tarihi bir yerdir. Konya'da Klistra bölgesi keşfedilmemiş ve gerçek değerini bulamamış bir bölge olarak varlığını sürdürüyor. Gökyurt mahallesi olarak ismi değiştirilse de yörede ve Konya halkı arasında Klistra köyü olarak bilinir. Klistrayı ilk defa 2003 yılında ziyaret etmiştim. Seydişehir yolu üzerinden geçip Kumralı ve Kayalı üzerinden Klistra’ya ulaşmıştık. Klistra ilkokulunu ziyaret edip İŞKUR mesleki rehberlik ve tanıtım çalışmaları yapmıştım. Sonra Sandık kaya kilisesini ve Pavlos meydanını ilk defa görünce niye ilkokulda, ortaokulda ve lisede buradan haberimiz olmadı diye o zamanlar hayıflanmıştım. Güzergâh olarak Hatunsaray Akören yoluna çıkıp Konya’ya dönüş yapmıştık.
Konya'nın peri bacaları diyarı Klistra
Konya Hatunsaray yolunun 34. km.’sindeki Gökyurt (Kilistra), Güneydere (Botsa), Yeşildere (Detse), Evliyatekke, Kayalı (Tolasa) yol ayrımından sağa dönerek 15 km.’lik yol ile de Kilistra’ya gidilebilir. 2006 yılından itibaren kendi aracımla Klistra’ya birçok defa bireysel olarak gittim. Maile olarak Gödene mahallesi üzerinden ve seyir keyfi olan Seydişehir yolu üzerinden de birkaç defa gittim. Yakın zamanlarda ise antik yerleşim yerlerini ve köyün içindeki eski taş binaları ve çeşmeleri inceledim. Köy merkezinde bulduğum birkaç tane arkeolojik kalıntıyı ise arkeologlara ilettim. Klistra köy merkezinde yakın tarih açısından bir önemli anıt olarak Cumhuriyetin 10.yıl anıtı bulunmaktadır. Onu da sosyal medyada ilk dile getiren acizane bendeniz oldum. Halen bir istinat duvarında duran belgizar taşının yanında çöp konteyneri ve WC olması da enteresandır. Yeni bir düzenleme ile anıtı bu görünümden kurtarmak lazımdır.
2016 yılında ise Klistra’yı uzman bir tarihçi ile gezdim. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi ve Tarih vakfı başkanı değerli hocam Prof. Dr. Mehmet Ö. Alkan’ı Siyasal Vakfı Konya Grubu başkanı olarak Konya’ya davet etmiştim. 22 Nisan 2016 günü akşamı bizlere “Osmanlıdan Cumhuriyete Sivil Bir Anayasanın Eşiğinde Osmanlıdan Günümüze Anayasal Gelenek, Tarih ve Fırsatlar” başlıklı konferansını verdiler. Ertesi gün hocam lütfettiler kendisine gezi boyunca mihmandarlık yaptım. Önce İlyas Baba köyü ile Glistrayı gezdik. Alkan hocam engin bilgisi ile Klistrayı ve köy evlerini ilk gördüğünde Klistra’nın mimari dokusunun İzmir’in Selçuk ilçesindeki Şirince köyü ile benzerlik gösterdiğini söylemişti.
Birlikte kilise, şapel ve mezarlık bölümündeki vaftiz havuzunu inceledik. Vaftiz havuzunun neresi olduğunu da hocam belirtti. Orada bir vaftiz havuzu olduğuna dair bir bilgi, plaket, barkot olmadığı gibi o güne kadar okuduğum bilgilerde de bu tür bir kayıt yoktu. Bu tarih yolculuğu rotasını Seydişehir yolundan Çiçekli köyü üzerinden Beyşehir ilçesine çevirdik. Yol boyu bahar mevsiminin getirdiği doğal güzellikleri temaşa eyledik. Yolculuk boyunca hocamla Konya’nın kadim tarihi, arkeolojik değerleri, Selçuklu ve Osmanlı dönemi, Siyaset bilimi ve yakın tarih üzerine adeta yolculuk semineri yaptık. Beyşehir Eşrefoğlu camisi gezisi ve yaka manastırla tamamladık. Güneşin batışını da izleyerek Konya’ya avdet eyledik.
Kilistra Konya’ya 45 kilometre uzaklıktadır. İlimizin güney batısında Meram ilçesi sınırları içinde yeni ismiyle Gökyurt mahallesi olarak bilinmektedir. Bu bölge lav yığılmaları ile meydana gelen volkanik bir arazidir. Yanardağların püskürtme külleri olan tüf taşı adı verilen tek parça kaya silsilelerinden oluşmaktadır. Arazideki kayalarda sarı ve kirli beyaz renkte ponza çakıllı tabakalar hâkimdir. Yerleşim yeri genel anlamda bakıldığı zaman Kapadokya’daki coğrafi yapıya benzemektedir. Bu antik şehir iki kilometrekarelik bir alan içinde gözükse de peribacaları ve diğer oluşumlar ile yaklaşık 30 kilometrekarelik bir alana yayılmaktadır. Kilistra antik kenti doğal oluşumlara paralel bir şekilde beş ayrı mevkide kurulmuştur. Kayaların oyumu neticesinde yapılan şehir o dönemde gizlilik esasına göre yapılmıştır. Geriden bakıldığında doğal bir kaya görüntüsü verilen alanların iç kısımları geniş bir mekân oluşturulacak şekilde inşa edilmiştir. Günümüze kadar gelen yerleşim bölgelerinin çoğu Bizans döneminden kalma eserlerdir.
1999 yılında yapılan çalışmalarla M.S. 2-8. yüzyıllarda kayalara oyulmuş kiliseler, şapeller, mezarlar, sığınaklar ortaya çıkarılmıştır. Şaraphanelerin kazısı esnasında ortaya çıkarılan doğu şaraphanede eşik taşı olarak kullanılan M.S. I. yy.’a ait bir anıt mezar yazıtında (tabula ansata) Kilistra adının geçmesi nedeniyle Kilistra kentinin tarihteki yerini ve haritadaki koordinatlarını kesinleştirmesi açısından tarihî bir önem arz etmektedir: “Gaius’un oğlu Gaius Petronius, Quirina aşiretinden, Kilistra şehri vatandaşı, 7. lejyon’un emekli askerlerinin şefi, iki kere nişan aldım: kolyeler ve bilezikler ve madalyalar. Oğlum Gaius Petronius ve yeğenim Lucius Petronius için bu mezar anıtının yapılmasını vasiyetnamemde emrettim.” Denilmektedir. M.S. 4. yüzyıla ait bir başka mezar yazıtında da Kilistra ismine rastlanılmıştır. (Klistra, T.C. Konya Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Yayın No: 267)
Bu bölgenin Hristiyan hac güzergâhında olması ve ayrıca İncil’de Aziz Paulus ve Barnabas’ın Hristiyanlığı tebliğ için MS I. yüzyılda bu bölgeye gelip yerleştiği belirtildiği için Hristiyan dünyası için önem arz etmektedir. İncil’de Klistra’ya yakın olan Lystra bölgesinin ismi geçmektedir. Aynı zamanda bu bölge ünlü Kral Yolu üzerinde İkonion (Konya) ve Pisidia Antiocheia (Yalvaç) arasındadır. Birinci derecede koruma altında olan bu yeraltı şehri üstünde geleneksel olarak devşirme taşlar ile inşa edilen yöresel taştan yapılma yamaç evlerin görüntüsü dikkat çekicidir.
Alanda yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda bölge Helenistik ve Roma Çağı’nda (MÖ II. yüzyıl-MS III. yüzyıl) yerleşimin başladığına dair bulgulara ulaşılmıştır. 2002 yılında yapılan kazılarda kırık parçalar halinde Geç Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerine ait seramikler ele geçirilmiştir. Günümüzde köy halkı tarafından Sandık Kaya olarak bilinen kaya kilisesi Şapel bu yapıtlardandır. Kilistra antik kentinde ayrıca Paul önü adı verilen mevkiinde Sümbülini Kilisesi, köy konağının 500 metre kuzey bölgesinde doğu-batı eksenli tüf kayalı Bayram hacı adı verilen mevkiinde Doğu ve Batı Şapeli ile mutfak, kiler vb. yapılar vardır. Ayrıca Bayram hacı mevkisinin batı kısmında irili ufaklı 10 adet mekân yer almaktadır.
Bölgede Kilistra’nın kuzeybatısında bulunan düz olmayan dikdörtgen planlı zemin seviyesi altında (1,9 metre ve beş basamak vardır) kayalar oyularak yapılan giriş ve ana bölümden oluşan bölgenin en büyük sarnıcı özelliğine sahip Başpınar Sarnıcı bulunmaktadır. Bölgede bulunan bir diğer yapı ise şehrin kuzey bölgesinde ortak bir fırın ve büyük havuza sahip olan günümüzde genel olarak toprak altında kalan Seramik atölyesi vardır. 2003 yılında gerçekleştirilen restorasyon çalışması ile giriş kısmının üst tarafı ahşap çatı ile kapatılmıştır. Bu alanların dışında bölgede Sögütlü derede bir şaraphane/şırahane, bir şapel ve su dağıtım ünitesi, Ciğer Yeri mevkiinde nekropol(mezarlık), iki tane şapel ve bir köprü bulunmaktadır. (https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/kilistra-antik-kenti)
Klistra denilince arkeoloji, Hristiyanlık tarihi, inanç turizmi adına birçok şey söylemek mümkün. Lakin Klistra yıllardır sihirli bir dokunuş bekliyor. Tam 10 yıl önce Klistra’nın görünümü üzerine yerel medyada çıkan tespitlerim ise şöyle: “Kilistra’da Hatunsaray istikametinden köye girişteki kilise ve peri bacalarına giden yola ancak traktör girebiliyor. Çünkü yola döşenen parke taşları aşağıda kalmış. Köy yolu zemini ise yukarda kalmış. Üstüne birde buradan su akıntısı geçiyor. Yolda zaten araç park yapacak yer yok. Aracı bırakıp peri bacalarına kadar yürümek uzun mesafe olduğu için yorucu oluyor. Dağ dere tepe gezince bir kat daha yoruluyorsunuz. Alanda ve girişte bir tane açıklayıcı levha yok, WC, lavabo ve çeşme yok. Köyün merkezine gidiyorsun çeşme başında eski püskü bir Türkçe İngilizce tanıtım levhası var.”
Sanki bırakınız öyle kalsın denilmiş gibi Klistra bölgesi yüzlerce yıldır kendi halinde duruyor. Bölgeyi bizden önce yabancı araştırmacılar keşfetmiş. Kapadokya ile aynı özellikleri taşıyan peri bacaları ve yer altı şehirleri temizlenip, aydınlatılıp turizme kazandırılmalıdır. Yeraltı şehri ve mağaralarda kaçak kazı yapan defineciler yıllardır kol geziyor. Yıllardır Konya’da duyulan klasik bir söylem vardır. Antalya'dan Kapadokya bölgesine giden turizm otobüsleri niye Konya'da bir iki gün konaklama yapmaz diye sorulur. Sadece Mevlâna ile inanç turizmi olmaz, ilave inanç turizmi için Klistra niye dünyaya takdim edilmez diye denilir durulur?
Maalesef bugünde görünüm değişmeden ayniyle vaki duruyor. Bölgede Kültür ve Turizm Bakanlığı, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Meram Belediyesi ve Konya Büyükşehir Belediyesi olarak herhangi bir kamu tesisi ve görevlisi bulunmamaktadır. Tarihi gezi yerlerinde yerli ve yabancı turistlerin oturup nefeslenebileceği bir bank ve oturma grubu bulunmuyor. En basitinden bir bardak su ve çay içebileceği, yiyecek alabileceği herhangi bir özel faaliyet de görülmüyor. Klistra için Konya Büyükşehir, İl Kültür Müdürlüğü iş birliği ile ivedilikle bir karşılama merkezi kurulmalıdır. Ürgüp peri bacaları konsepti modelinde bir açık hava müzesi kurulmalıdır. Nitelikli hizmet verilinceye kadar bölgede yeteri kadar temizlik personeli, güvenlik personeli ve rehber bulundurulmalıdır. İlgili kamu kurumları ile Konya İŞKUR İl Müdürlüğü arasında kısa dönemli çevre temizliği ve bakımını öngören bir İŞKUR TYP projesi yapılmalıdır.
Bölgede araç otopark alanı oluşturulmalı, gezi rotası tabelası ve dijital barkot konulmalıdır. Kim nereye yürüyerek nereye araçla intikal edeceğini görmelidir. Yeteri kadar konteynerler konularak insanların WC, Lavabo ve temiz su ihtiyacı karşılanmalıdır. Açık hava müzesi ile gece müzesi konsepti birleştirilerek nitelikli bir aydınlatma ve akşam gezilebilen müze sistemi oluşturulmalıdır. Klistra mahallesinde her yerde olduğu gibi sıkıntılara yol açan sit alanı uygulaması nedeniyle metruk ve yıkıntı halde kalan kerpiç evler ve taş konaklar restore edilmelidir. Köy içinde ve çevrede âtıl vaziyette duran arkeolojik kalıntılar toparlanmalıdır. 10.yıl Cumhuriyet anıtı da bu bağlamda koruma altına alınmalıdır.