Çocukluğum ve gençliğim Eskişehir, Ömerağa mahallesinde geçti. Ömerağa’lı olmak 60’lı yıllarda bir ayrıcalıktı. Bizi ayrıcalıklı yapan mahalle arkadaşlığıydı, Her yere birlikte gider, birlikte yer, içerdik. Birbirimiz için gözü kapalı kavgalara girerdik. Bir dilim yağlı ekmeği bölüşür, en yakın çeşmeden ağzımızı dayayarak su içerdik. Gece yarılarına kadar sürerdi oyunlarımız, doymazdık. Teksas, Tommiks okur, langırt oynamaya bayılırdık.
Geçmiş o güzel yılların anılarını sığdırabileceğim kadar yerimin olmadığını biliyorum. Eskişehirli olanlar ya da Eskişehir’i bilenler Ömerağa mahallesinin konumunu iyi bilirler. Hava Üssü’ne çok yakın olmasa da iniş kalkışların güzergâhında yer alır. İşte bu yüzdendir ki bütün oyunlarımız uçak sesleri içinde oynanmıştır. Sessizlikte edemediğimiz küfürler uçak gürültüsü arasına sığdırılmış, bazen de seni seviyorum’un ilk söylenişleri.
Biraz aklımız erdiğinde uçakları tanımaya çaba sarf ederdik. Onlar hakkında duyduklarımızı birbirimize bıkmak usanmak bilmeden tekrar ederdik. Fazladan bir şeyler öğrenmek için mahallemizde oturan bekâr Astsubay ağabeylerimizin yolunu gözlerdik. F-100’ler, F-104’ler, F-5’ler, F-4 Fantomlar. Fantom hayalet demekti en çok sesi de onlar çıkartıyordu. En çok düşen uçaklar ise Uçan Tabutlardı. C-47’de Tatar Hasan’ın evini bile taşırdı.
HAVACI OLMADAN ÖNCE FUTBOLCUYDUM
Havacı olmadan önce futbolcuydum. Mahalle takımının değişmez kalecisi. Bakkal Abdullah Abi, beni ve iki arkadaşımı Şeker Stadına, Eskişehirspor genç takımı seçmelerine götürmüştü. Seçmeler yapılırken kaleye geçme sırası bana gelmişti. Kendimi göstereceğim diye elle uzun bir degajman yapmıştım. Tam o sırada bir uçak o kadar alçaktan geçti ki, gözüm ona takıldı. Her halde uzunca süre takip etmişim ki, kale arkasında duran antrenör Kasap Rıza’dan “Önüne bak önüne” ikazı ile kıçımıza tekmeyi yedik.
Sonrasında Eskişehir genç takımına seçildim. Babamdan gizli antrenmanlar ve maçlar. Dersler dibe vurmuş, notlar perişandı. Evde kızılca kıyamet koptu. Futbolu bırakacaktım, top’tan paramı kazanılırdı. Allah’tan Koca Usta Vahap Hocam babamı ikna etmişti. Babamın da tek şartı vardı, sınıf geçilecekti.
Zonguldak deplasmanında rahmetli Sinan soğuk algınlığı olunca kaleye ben geçtim. Harika kurtarışlar yaptım, maçı da kazandık. Son dakikada küçük parmağımı da kırdım. Hastane, röntgen, alçı derken babam istediği fırsatı da yakalamıştı. Futbol sakatlık demekti. Kapak askeri okula atılmalıydı. Birkaç astsubay akrabamız babamı destekliyor, bana da Havagücünde top oynarsın diyorlardı. O zaman olurdu işte. Hem havacı, hem topçu. Yıl 1977.
THK VE İNÖNÜ İLE TANIŞMAM
1977 Yılında Ankara’da paraşüt kulesinden atlayışlar yaptım. Orada Türkkuşunda paraşüt atlayışa da yapabileceğimi öğrendim. Eskişehir’e dönünce Bahçelievler Lisesinde ilk havacılık kolunu kurdum. Yedi arkadaşımla birlikte Eskişehir, İnönü’de paraşüt başlangıç kursuna katıldım. İşte şimdi uçan kaleci olmuştum. Havacılık virüsü bulaşmış halde Gaziemir Hava Teknik Okullarına girdim. O günden bu güne kadar da THK ile ilgimi hiç kesmedim. Astsubay olmadan önce THK ile tanışmıştım. Emekli olunca yine THK ile buluştum. Onun müzesinin kurucuları arasında yer aldım ve ilk amirliğini yaptım. 2002 yılından sonra havacılık tarihi, özellikle de THK tarihine derinden ilgi duydum.
SEN İNÖNÜ’YÜ VE ES-ES’İ SEVERSİN.
Benim canım yeğenim Kadir Tekirgöllü, geçen gün bir dijital fotoğraf gönderdi elektronik postayla. Başlığına da şöyle yazmış “ Sen İnönü’yü ve Es-Es’i seversin”. Gerçekten harika bir fotoğraftı. Eminim sizlerde çok seveceksiniz.
İnönü’de Eskişehirspor’un ne işi vardı. Kırmızı şimşekler beynimde çakmaya başladı. Çok heyecanlandım ve çok mutluydum. Benim takımım, benim kutsal mekânım İnönü’de. İki gün, iki gecede bu konuda araştırmadığım yer, bakmadığım kitap ve internet sitesi kalmadı. Eskişehirsporlu dostlarım sayesinde bu yazının görsellerini oluşturdum. Yazı hazırladığımı söylediğim dostlarım bir anda beni işba haline getirdiler. Bak bunu anlat. Şunu da koy, bunu da yaz. Eyvah yandım. Ben hayatımda destan yazmadım dostlarım, o şeref ES-ES’e ait.
ESKİŞEHİRSPOR HAKKINDA
Eskişehirspor kurulduğu yıl olan 1965-1966 sezonunda 2. Lig şampiyonu olmuştur. 1966-1967 sezonunda 1. Türkiye Ligi’ne çıkan takımım 17 takımlık ligde 8’inci olmuştur. Eskişehirspor’un ilk başkanı Aziz Bolel Beyefendi takımın amblemini kara kalem eskizler halinde çizmiştir. Daha sonra profesyonel bir ressam tarafından düzeltilen çizimler, günümüzde de kullanılmaktadır. Amblemde üç, renkli yıldız yer almaktadır. Bu yıldızlar Eskişehirspor’un üç takımın birleşmesinden doğduğunu sembolize eder. Bu takımlar şunlardır. Akademi Gençlik. İdmanyurdu ve Yıldıztepe kulüpleri.
Eskişehirspor takımının renkleri konusunda çok düşünülmüştür. İlk renkler, benim şimdi bile hoşuma giden bir yaklaşımla belirlenmiş. Bilindiği üzere Eskişehir taşı olarak adlandırılan Lületaşı’nın rengi Beyaz ve Eskişehir’in bir havacı kenti olması nedeniyle, gökyüzü rengi olan Mavi. Yani MAVİ-BEYAZ. Ancak toplantıda Yunan bayrağını çağrıştırıyor denilmesi üzerine vaz geçilmiş.
ESKİŞEHİRSPOR’UN İNÖNÜ KAMPI
Eskişehirspor ikinci lig ve ardından birinci ligde fırtınalar yaratmıştır. Ortalık karışmış rakipler neye uğradığını şaşırmışken ES-ES şimşek gibi çakmıştır. Bu başarının sırrı çok açık arkadaşlık ruhu, birlikte hareket etmek, birbirleri için gözü kapalı mücadele etmek. Yağlı ekmeği bölüşmeseler de, aynı kampta yemek yemek. 1960’lı yılların ikinci yarısında şimdiki gibi büyük tesisler henüz mevcut değildi, kamp yapılacak tesis beklide yoktu. Ancak Eskişehirspor bu konuda şanslıydı. Kendi şehirlerinde takımlarının tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir kamp yeri mevcuttu. THK Türkkuşu, İnönü Planör Kampı. Onlarca futbol sahası büyüklüğünde bir de futbol oynayabilecekleri düzlük. Bence Eskişehir halkının Türk Hava Kurumuna işte bu yüzden de ayrı bir sevgisi ve saygısı vardır.
AYDIN BEGİTER’İN UNUTULMAZ SÖZÜ
Eskişehirspor’un o yıllardaki başarısını çekemeyenler olmuştu. Her zamanki gibi dedikodular ve entrikalar konuşuluyordu. Eskişehirspor’un puanları yasal olmayan yollardan topladığı söyleniyordu. Bütün bu çirkin söylentilere Eskişehirspor’un Genel Kaptanı Aydın Begiter’in bugün bile unutulmayan sözleri cevap olmuştu.
“Şerefli bir mağlubiyeti, şerefsiz galibiyete tercih ederiz”
Yazarın zorunlu notu: Beni tanıyanlarınız ya da yazılarımı okuyanlarınız bu yazıda benim ile THK ve Eskişehirspor arasındaki bazı benzerlikleri görmüşlerdir diye düşünüyorum. Özellikle 2012 yılı THK yönetimi ile yaşadıklarım beni çok üzdü. Yasal olmayan yollardan havacılık tarihi ile ilgili birikimlerim olduğu iddia edildi. THK ile ilişiğim kesildi. Hakkımda işten kovulma ve diğer suçlamalar yapıldı. Tüm bunlar maaşlı tanıklara dayandırıldı. Siz değerli okuyucularımın izniyle tek bir cümleyle cevap vermek isterim.
“Şerefli bir mağlubiyeti, şerefsiz galibiyete tercih ederim”
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa Kılıç
ESKİŞEHİRSPOR, HAVACILARIN FUTBOL TAKIMI
Çocukluğum ve gençliğim Eskişehir, Ömerağa mahallesinde geçti. Ömerağa’lı olmak 60’lı yıllarda bir ayrıcalıktı. Bizi ayrıcalıklı yapan mahalle arkadaşlığıydı, Her yere birlikte gider, birlikte yer, içerdik. Birbirimiz için gözü kapalı kavgalara girerdik. Bir dilim yağlı ekmeği bölüşür, en yakın çeşmeden ağzımızı dayayarak su içerdik. Gece yarılarına kadar sürerdi oyunlarımız, doymazdık. Teksas, Tommiks okur, langırt oynamaya bayılırdık.
Geçmiş o güzel yılların anılarını sığdırabileceğim kadar yerimin olmadığını biliyorum. Eskişehirli olanlar ya da Eskişehir’i bilenler Ömerağa mahallesinin konumunu iyi bilirler. Hava Üssü’ne çok yakın olmasa da iniş kalkışların güzergâhında yer alır. İşte bu yüzdendir ki bütün oyunlarımız uçak sesleri içinde oynanmıştır. Sessizlikte edemediğimiz küfürler uçak gürültüsü arasına sığdırılmış, bazen de seni seviyorum’un ilk söylenişleri.
Biraz aklımız erdiğinde uçakları tanımaya çaba sarf ederdik. Onlar hakkında duyduklarımızı birbirimize bıkmak usanmak bilmeden tekrar ederdik. Fazladan bir şeyler öğrenmek için mahallemizde oturan bekâr Astsubay ağabeylerimizin yolunu gözlerdik. F-100’ler, F-104’ler, F-5’ler, F-4 Fantomlar. Fantom hayalet demekti en çok sesi de onlar çıkartıyordu. En çok düşen uçaklar ise Uçan Tabutlardı. C-47’de Tatar Hasan’ın evini bile taşırdı.
HAVACI OLMADAN ÖNCE FUTBOLCUYDUM
Havacı olmadan önce futbolcuydum. Mahalle takımının değişmez kalecisi. Bakkal Abdullah Abi, beni ve iki arkadaşımı Şeker Stadına, Eskişehirspor genç takımı seçmelerine götürmüştü. Seçmeler yapılırken kaleye geçme sırası bana gelmişti. Kendimi göstereceğim diye elle uzun bir degajman yapmıştım. Tam o sırada bir uçak o kadar alçaktan geçti ki, gözüm ona takıldı. Her halde uzunca süre takip etmişim ki, kale arkasında duran antrenör Kasap Rıza’dan “Önüne bak önüne” ikazı ile kıçımıza tekmeyi yedik.
Sonrasında Eskişehir genç takımına seçildim. Babamdan gizli antrenmanlar ve maçlar. Dersler dibe vurmuş, notlar perişandı. Evde kızılca kıyamet koptu. Futbolu bırakacaktım, top’tan paramı kazanılırdı. Allah’tan Koca Usta Vahap Hocam babamı ikna etmişti. Babamın da tek şartı vardı, sınıf geçilecekti.
Zonguldak deplasmanında rahmetli Sinan soğuk algınlığı olunca kaleye ben geçtim. Harika kurtarışlar yaptım, maçı da kazandık. Son dakikada küçük parmağımı da kırdım. Hastane, röntgen, alçı derken babam istediği fırsatı da yakalamıştı. Futbol sakatlık demekti. Kapak askeri okula atılmalıydı. Birkaç astsubay akrabamız babamı destekliyor, bana da Havagücünde top oynarsın diyorlardı. O zaman olurdu işte. Hem havacı, hem topçu. Yıl 1977.
THK VE İNÖNÜ İLE TANIŞMAM
1977 Yılında Ankara’da paraşüt kulesinden atlayışlar yaptım. Orada Türkkuşunda paraşüt atlayışa da yapabileceğimi öğrendim. Eskişehir’e dönünce Bahçelievler Lisesinde ilk havacılık kolunu kurdum. Yedi arkadaşımla birlikte Eskişehir, İnönü’de paraşüt başlangıç kursuna katıldım. İşte şimdi uçan kaleci olmuştum. Havacılık virüsü bulaşmış halde Gaziemir Hava Teknik Okullarına girdim. O günden bu güne kadar da THK ile ilgimi hiç kesmedim. Astsubay olmadan önce THK ile tanışmıştım. Emekli olunca yine THK ile buluştum. Onun müzesinin kurucuları arasında yer aldım ve ilk amirliğini yaptım. 2002 yılından sonra havacılık tarihi, özellikle de THK tarihine derinden ilgi duydum.
SEN İNÖNÜ’YÜ VE ES-ES’İ SEVERSİN.
Benim canım yeğenim Kadir Tekirgöllü, geçen gün bir dijital fotoğraf gönderdi elektronik postayla. Başlığına da şöyle yazmış “ Sen İnönü’yü ve Es-Es’i seversin”. Gerçekten harika bir fotoğraftı. Eminim sizlerde çok seveceksiniz.
İnönü’de Eskişehirspor’un ne işi vardı. Kırmızı şimşekler beynimde çakmaya başladı. Çok heyecanlandım ve çok mutluydum. Benim takımım, benim kutsal mekânım İnönü’de. İki gün, iki gecede bu konuda araştırmadığım yer, bakmadığım kitap ve internet sitesi kalmadı. Eskişehirsporlu dostlarım sayesinde bu yazının görsellerini oluşturdum. Yazı hazırladığımı söylediğim dostlarım bir anda beni işba haline getirdiler. Bak bunu anlat. Şunu da koy, bunu da yaz. Eyvah yandım. Ben hayatımda destan yazmadım dostlarım, o şeref ES-ES’e ait.
ESKİŞEHİRSPOR HAKKINDA
Eskişehirspor kurulduğu yıl olan 1965-1966 sezonunda 2. Lig şampiyonu olmuştur. 1966-1967 sezonunda 1. Türkiye Ligi’ne çıkan takımım 17 takımlık ligde 8’inci olmuştur. Eskişehirspor’un ilk başkanı Aziz Bolel Beyefendi takımın amblemini kara kalem eskizler halinde çizmiştir. Daha sonra profesyonel bir ressam tarafından düzeltilen çizimler, günümüzde de kullanılmaktadır. Amblemde üç, renkli yıldız yer almaktadır. Bu yıldızlar Eskişehirspor’un üç takımın birleşmesinden doğduğunu sembolize eder. Bu takımlar şunlardır. Akademi Gençlik. İdmanyurdu ve Yıldıztepe kulüpleri.
Eskişehirspor takımının renkleri konusunda çok düşünülmüştür. İlk renkler, benim şimdi bile hoşuma giden bir yaklaşımla belirlenmiş. Bilindiği üzere Eskişehir taşı olarak adlandırılan Lületaşı’nın rengi Beyaz ve Eskişehir’in bir havacı kenti olması nedeniyle, gökyüzü rengi olan Mavi. Yani MAVİ-BEYAZ. Ancak toplantıda Yunan bayrağını çağrıştırıyor denilmesi üzerine vaz geçilmiş.
ESKİŞEHİRSPOR’UN İNÖNÜ KAMPI
Eskişehirspor ikinci lig ve ardından birinci ligde fırtınalar yaratmıştır. Ortalık karışmış rakipler neye uğradığını şaşırmışken ES-ES şimşek gibi çakmıştır. Bu başarının sırrı çok açık arkadaşlık ruhu, birlikte hareket etmek, birbirleri için gözü kapalı mücadele etmek. Yağlı ekmeği bölüşmeseler de, aynı kampta yemek yemek. 1960’lı yılların ikinci yarısında şimdiki gibi büyük tesisler henüz mevcut değildi, kamp yapılacak tesis beklide yoktu. Ancak Eskişehirspor bu konuda şanslıydı. Kendi şehirlerinde takımlarının tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir kamp yeri mevcuttu. THK Türkkuşu, İnönü Planör Kampı. Onlarca futbol sahası büyüklüğünde bir de futbol oynayabilecekleri düzlük. Bence Eskişehir halkının Türk Hava Kurumuna işte bu yüzden de ayrı bir sevgisi ve saygısı vardır.
AYDIN BEGİTER’İN UNUTULMAZ SÖZÜ
Eskişehirspor’un o yıllardaki başarısını çekemeyenler olmuştu. Her zamanki gibi dedikodular ve entrikalar konuşuluyordu. Eskişehirspor’un puanları yasal olmayan yollardan topladığı söyleniyordu. Bütün bu çirkin söylentilere Eskişehirspor’un Genel Kaptanı Aydın Begiter’in bugün bile unutulmayan sözleri cevap olmuştu.
“Şerefli bir mağlubiyeti, şerefsiz galibiyete tercih ederiz”
Yazarın zorunlu notu: Beni tanıyanlarınız ya da yazılarımı okuyanlarınız bu yazıda benim ile THK ve Eskişehirspor arasındaki bazı benzerlikleri görmüşlerdir diye düşünüyorum. Özellikle 2012 yılı THK yönetimi ile yaşadıklarım beni çok üzdü. Yasal olmayan yollardan havacılık tarihi ile ilgili birikimlerim olduğu iddia edildi. THK ile ilişiğim kesildi. Hakkımda işten kovulma ve diğer suçlamalar yapıldı. Tüm bunlar maaşlı tanıklara dayandırıldı. Siz değerli okuyucularımın izniyle tek bir cümleyle cevap vermek isterim.
“Şerefli bir mağlubiyeti, şerefsiz galibiyete tercih ederim”