Bu soru bugün yalnızca bölgenin değil, dünyanın da en kritik sorusu haline gelmiş durumda. İran ile İsrail arasında tırmanan gerilim, sadece iki ülkeyi değil; vekâlet savaşları, enerji hatları, mezhepsel dengeler ve küresel güç rekabeti üzerinden bütün coğrafyayı etkiliyor.
Ortadoğu, uzun yıllardır “kontrollü kriz” alanı olarak tutuluyor. Ancak artık krizlerin kontrolü zorlaşıyor. Çünkü mesele sadece askeri değil; ekonomik, ideolojik ve jeopolitik bir hesaplaşma söz konusu. Doğu Akdeniz’den Körfez’e uzanan enerji koridorları, Suriye ve Lübnan hattındaki vekil güçler, Gazze üzerinden yürüyen psikolojik savaş… Hepsi birbirine bağlı.
Bugün üç senaryo konuşuluyor:
1. Sınırlı çatışma ve diplomatik fren:
Taraflar karşılıklı mesaj verir, gerilim yükselir ama doğrudan topyekûn savaşa dönüşmez. Büyük güçler devreye girer ve dosya dondurulur.
2. Vekâlet savaşlarının genişlemesi:
Hizbullah, Hamas ve bölgedeki diğer unsurlar üzerinden çatışma alanı genişler. Bu durumda Lübnan, Suriye ve Gazze hattı daha sert bir tabloya sahne olur.
3. Bölgesel yangın:
En riskli ihtimal budur. Enerji arzı kesintiye uğrar, petrol fiyatları sıçrar, küresel ekonomi yeni bir türbülansa girer.
Peki Türkiye nerede durmalı?
Türkiye, tarihsel, kültürel ve stratejik olarak bu coğrafyanın tam merkezindedir. Duygusal reflekslerle değil; akılcı, dengeli ve diplomatik bir akılla hareket etmek zorundadır. Çünkü bölgede büyüyen her kriz, ekonomik ve güvenlik açısından doğrudan bizi etkiler.
Şunu açıkça görmek gerekiyor: Ortadoğu’da barış, sadece silahların susması değildir. Adalet tesis edilmeden, halkların iradesi dikkate alınmadan, mezhepsel ve etnik fay hatları iyileştirilmeden kalıcı istikrar mümkün değildir.
Önümüzdeki süreçte sert açıklamalar, karşılıklı tehditler ve güç gösterileri devam edecek. Ancak asıl soru şu: Bu coğrafya bir kez daha büyük güçlerin satranç tahtası mı olacak, yoksa kendi kaderini tayin edecek siyasi olgunluğa erişebilecek mi?
Ortadoğu’nun kaderi, sadece liderlerin değil, halkların bilinciyle de şekillenecek.
Ve unutmayalım: Ateş en çok düştüğü yeri yakar. Ancak dumanı bütün dünyayı sarar..
Herkese mutlu haftalar diliyorum..
ERKAN SEZGİN
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Erkan Sezgin
Peki şimdi Ortadoğu’da ne olacak?
Bu soru bugün yalnızca bölgenin değil, dünyanın da en kritik sorusu haline gelmiş durumda. İran ile İsrail arasında tırmanan gerilim, sadece iki ülkeyi değil; vekâlet savaşları, enerji hatları, mezhepsel dengeler ve küresel güç rekabeti üzerinden bütün coğrafyayı etkiliyor.
Ortadoğu, uzun yıllardır “kontrollü kriz” alanı olarak tutuluyor. Ancak artık krizlerin kontrolü zorlaşıyor. Çünkü mesele sadece askeri değil; ekonomik, ideolojik ve jeopolitik bir hesaplaşma söz konusu. Doğu Akdeniz’den Körfez’e uzanan enerji koridorları, Suriye ve Lübnan hattındaki vekil güçler, Gazze üzerinden yürüyen psikolojik savaş… Hepsi birbirine bağlı.
Bugün üç senaryo konuşuluyor:
1. Sınırlı çatışma ve diplomatik fren:
Taraflar karşılıklı mesaj verir, gerilim yükselir ama doğrudan topyekûn savaşa dönüşmez. Büyük güçler devreye girer ve dosya dondurulur.
2. Vekâlet savaşlarının genişlemesi:
Hizbullah, Hamas ve bölgedeki diğer unsurlar üzerinden çatışma alanı genişler. Bu durumda Lübnan, Suriye ve Gazze hattı daha sert bir tabloya sahne olur.
3. Bölgesel yangın:
En riskli ihtimal budur. Enerji arzı kesintiye uğrar, petrol fiyatları sıçrar, küresel ekonomi yeni bir türbülansa girer.
Peki Türkiye nerede durmalı?
Türkiye, tarihsel, kültürel ve stratejik olarak bu coğrafyanın tam merkezindedir. Duygusal reflekslerle değil; akılcı, dengeli ve diplomatik bir akılla hareket etmek zorundadır. Çünkü bölgede büyüyen her kriz, ekonomik ve güvenlik açısından doğrudan bizi etkiler.
Şunu açıkça görmek gerekiyor: Ortadoğu’da barış, sadece silahların susması değildir. Adalet tesis edilmeden, halkların iradesi dikkate alınmadan, mezhepsel ve etnik fay hatları iyileştirilmeden kalıcı istikrar mümkün değildir.
Önümüzdeki süreçte sert açıklamalar, karşılıklı tehditler ve güç gösterileri devam edecek. Ancak asıl soru şu: Bu coğrafya bir kez daha büyük güçlerin satranç tahtası mı olacak, yoksa kendi kaderini tayin edecek siyasi olgunluğa erişebilecek mi?
Ortadoğu’nun kaderi, sadece liderlerin değil, halkların bilinciyle de şekillenecek.
Ve unutmayalım: Ateş en çok düştüğü yeri yakar. Ancak dumanı bütün dünyayı sarar..
Herkese mutlu haftalar diliyorum..
ERKAN SEZGİN